Ana içeriğe atla

Hayatın anlamını bulduktan üç dk sonra

Bileniniz mutlaka vardır bu karikatürü. Bilmeyenler de bakabilir bu başlığı google amcaya sorarak. Üç dakika sonra ne mi oluyordu? Hiiç, bizim eleman kalkıp bi çay demliyordu sadece. Ben çok uzun zamandır çay demlemiyorum. İçmiyorum değil, demlemiyorum. Elbette üşendiğimden böyle yapıyorum, hemen ota boka anlam yüklemeyin la!
Da, hayatın anlamı nedir? Bu o kadar önemli midir? Yıllarca kendimce anlamlar yükleyip durdum hayata. Bir kısmını asla sorgulamam, bir kısmını ise özellikle şu aralar ciddi ciddi sorguluyorum.
Mesela şarkı dinlemek epey anlamlı bir eylem. Yeter ki sürekli aynı şeyi dinleme. Fakat bir şarkı var ki dan diye hayatıma girdi. Azam Ali & Vas düetinde Leyli şarkısı...
Bilen bilir. Hedef kitlemi gözeterek yazıyorum bundan sonrasını.
Bu şarkının içtenliği beni çok etkiledi de sizi nasıl etkiledi acaba? Geçen gördüm, dinlemişsiniz. Yetmemiş, paylaşmışsınız. Bu bir teşekkür müydü yoksa ilgili içerikle alakalı bir mesaj mı algılamam gerek? Günlerdir kafamı kurcalayan bir sorun...

Nazım ile Piraye'nin bir daha birlikte olma şansı var mıydı acaba? Bana kalırsa yoktu. Birbirlerini ne kadar sevseler de o ihtimal artık ölmüştü. Yine de Nazım'ın ölmeden bir kez olsun Piraye'nin ayağına gitmiş olmasını beklerdim. Kadın bu, belli olmaz, belki he derdi. Onca şiirin ve hasretin üzerine belki de atlardı üstüne ustanın. Yahut son derece kararlı davranıp bu boheme siktiri de çekebilirdi. Bilemem. Fakat matematiksel olasılığı bile yok etmiş oldu Nazım. Neden acaba?

Neden Piraye'nin Nazım'ın ayağına gitmesini değil de Nazım'ın ona gitmesini olasılık dahilinde görüp, ciddiye alıp, bu olasılığı yorumladım? Bilmem, sanırım onunla aynı cinsiyetten olmamdan ötürü. Yine de o durumda Piraye'nin gitmesini yadırgayabilirdim. Suçu yoktu ki onun hiç...

Yani sevgili Amerikalı okurlarım, sizin ayağıma gelmenizi elbette beklemiyorum. Hatta böyle bir durum olsa yadırgarım bile. Ama yine de anlamlandıramadım bu davranışınızı. Bir yerlere bir işaret koysanız da bana yardımcı olsanız... Bu şarkının anlamı ney?

Hayatının anlamını bulduktan bir dk sonra: oh be!
İki dk sonra: yürü be!
Üç dk sonra: gluk, gluk.
Çok çok sonra: Nazım? Piraye?
Yıllar sonra: Sikerim lan böyle işi!

Bohemler hep mi gider yq!
Evet, işte yine anlamsız bir yazıyla sizi başbaşa bırakıyorum ehehe!
Dönmek nasıl birşey acaba? Sanırım Nazım ustayla duygudaşlık kurmaya çalışıyorum. Haa şarkı elbette çok güzel. Ama niye?!
Matematiksel olasılık var elbet fakat su her yerde 100 derecede kaynamıyor...
Ama bişi söyliim mi, ne kadar anlamsız gelse de herşeyin bir anlamı vardı ve son derece de samimiydim-samimiyim. Lanet ur gidene kadar ve hatta sonrasında da muhakkak beklenen yerde olacağım. Hem de her zaman!
Geç kalırsam affetmeyebilirsiniz, bunu anlayışla karşılarım. Ama muhakkak, muhakkak geleceğim!

Hem bohemlik ne la! Pislik be! Pislik! Çık olum artık şu s.kik ruh halinden. Çık! 
Mal!
Bu da bonus!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Doğum günü şeysi - 3 Temmuz

Yıllar önce, 1990 yılında, bir 1 Temmuz gününde, yolların açıldığı, karın eridiği, havanın ılıştığı ve insanların dinçleştiği bir yaz günü karısına selam vermeksizin içeri girdi Mehmet. Yemeğini yedi. Çocukları azarladı. Karısı da payını aldı bundan. Yemekleri eleştirdi. Ama ne eleştiri. Küçük çaplı sevimli bir terör estirdi. İstemeden, el alışkanlığıyla karısına da bir tane çakıverdi. Hiç sevmezdi kuyruk yağı olmayan bulgur pilavını. Kaç defa söyledi, olmayınca istemsiz şekilde vuruverdi omuzuna kadının. *** Çocuklar bunu görünce bir anda tüm şımarıklıklarını kestiler. Artık onlar için zaman daha ağır akmaya, kuşlar ötmemeye, kuzular melememeye, kar altındaki topraktan başını çıkaran yılanlar toprağın altına geri dönmeye, yerdeki halıların desenleri dans etmeye, gözleri cansızlanmaya, babaları büyümeye, bir önceki gün marketten çaldıkları bisküvileri süte kırarak gizli gizli yeme fikirleri iyiden iyiye kaybolmaya ve bu fikrin yerini annelerinin yaptıkları kuyruk yağsız bulgur p...

Gecenin gözü

Gecenin gözü gördü, Çıkıp konuşsa, anlatsa her şeyi Senin hakkını sana, Benim hakkımı bana... Duvarlar bile daralıyordu, Sen ağlayınca. Bak şimdi nasıl da görünüyor Gökyüzü ferah ferah. Yıldızların altında gibi açık göğümüz. Koyun koyuna... Sıcacık...

Yetişkin eğitiminden yaşam boyu öğrenmeye geçiş - Bir eğitim makalesi

Eğitim, öğrenmenin sistematikleştirilmiş halidir. Öğrenmeye göre çok daha dar bir kavram olan eğitim kavramı daha gelişkin mekanizmaların kurulabilmesi için daha gelişkin bireylere ihtiyaç duyulmasından kaynaklı ortaya çıkmış bir kavramdır. İlk olarak Fransız sanayi devrimiyle somut düzlemde ele alınmaya başlanan bu gerçeklik kendisini fabrikalarda makineyi kullanmayı bilen eleman ihtiyacında göstermiştir. Makine kullanımının ve iş yönteminin öğretilmesinde karşılaşılan zorluklar, tarihin ilk burjuva devriminde öğretimi halk için sistematikleştiren yaklaşımı, yani eğitimi doğurmuştur. Sanayi devriminin öncelerinde bilgi aktarımlarını gerçekleştirecek kadroları yetiştirmek adına kurulan çeşitli kurumlar(kiliseler, camiler, manastır ve medreseler vb.) faydacı özellik gütmemesinden dolayı modern eğitim kavramına tam olarak denk düşmemektedir. Bu surette eğitim; faydalar çerçevesinde sistematikleştirilmiş öğrenmelerdir diyebiliriz. Bu noktada eğitim kavramıyla yetişkin kelimeleri yan yan...